Sözlük

Her geçen gün büyüyen ve güncellenen TDE sözlüğü...

92406 kayıt bulundu.

Sırala
kül olmak
Anlamı:

1. bütünüyle yanmak

Örnek:

1. Tatlı bir cızırtı çıkararak çabucak tutuşur, mavi ve sincabi bir buhar bırakarak kül oluverirdi.

1. Tatlı bir cızırtı çıkararak çabucak tutuşur, mavi ve sincabi bir buhar bırakarak kül oluverirdi.

2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , varını yoğunu yitirmek


kül rengi

İlgili Kelimeler:

kül rengi et sineği

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Odunun yanmasıyla oluşan, külün akla kara arasındaki rengi, gri

Örnek:

1. Ortalığı saran barut rengi aydınlık açıldı, açıldı, kül rengine döndü.

1. Ortalığı saran barut rengi aydınlık açıldı, açıldı, kül rengine döndü.

2. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bu renkte olan

Örnek:

1. Aldırmamaya çalışarak insanları yara yara kül rengi apartmana doğru yürüdü kararlı adımlarla.

1. Aldırmamaya çalışarak insanları yara yara kül rengi apartmana doğru yürüdü kararlı adımlarla.


kül rengi et sineği
Anlamı:

1. isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , Eklem bacaklıların böcekler sınıfından, larvalarını hayvan ölüsü veya et üzerine bırakan bir tür sinek, et sineği (Sartophaga carnaria)


kul sıkışmayınca (veya daralmayınca veya bunalmayınca) Hızır yetişmez
Anlamı:

1. `yardım hep en zor anda gelir` anlamında kullanılan bir söz


kül tablası
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Küllük


kul taksimi
Anlamı:

1. isim , isim , mecaz , mecaz , isim , isim , mecaz , mecaz , Herhangi bir konuda eşit olarak yapılan bölüştürme, Allah taksimi karşıtı


kül ufak olmak
Anlamı:

1. çok küçük parçalara ayrılmak


kul yapısı
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , İnsan eliyle yapılan


kül yemek (veya yutmak)
Anlamı:

1. argo , argo , argo , argo , kurnazca yapılan bir oyuna düşmek, aldatılmak


kula
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Gövdenin sarı veya kirli sarı renkte, yele, kuyruk ve bacağın alt kısmındaki kılların koyu renkte olduğu at donu

2. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bu renkte olan (at)

Örnek:

1. Yanında dizgini boynuna bırakılmış bir kula at vardı.

1. Yanında dizgini boynuna bırakılmış bir kula at vardı.


Kula
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Manisa iline bağlı ilçelerden biri


Özel: Evet

Telaffuz : ku'la

kula kul olmak
Anlamı:

1. bir kimsenin buyruğu altında bulunmak


kulaç
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Gerilerek açılmış iki kolun parmak uçları arasındaki uzaklık

Örnek:

1. Hortum beş on kulaç ötemize yanaşmıştı.

1. Hortum beş on kulaç ötemize yanaşmıştı.


kulaç atmak
Anlamı:

1. yüzerken kolları, sırayla üstten ileriye doğru atıp suyu arkaya doğru çekmek

Örnek:

1. Şu sarı başlıklı kız iyi kulaç atıyor.

1. Şu sarı başlıklı kız iyi kulaç atıyor.


kulaçlama
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kulaçlamak işi

Örnek:

1. Suları hiç telaşsız ama motor gibi kulaçlamaya başladı.

1. Suları hiç telaşsız ama motor gibi kulaçlamaya başladı.


kulaçlamak fiil
Anlamı:

1. -i , -i , -i , -i , Kaç kulaç olduğunu ölçmek

Örnek:

1. Kuyuyu kulaçlamak.

1. Kuyuyu kulaçlamak.

2. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Kulaç atarak yüzmek


kulaçlayış
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kulaçlama işi


kulağakaçan
Anlamı:

1. isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , Düz kanatlılardan, karnında çatal biçiminde iki uzantı bulunan, meyve ve sebzelere zarar veren otçul bir böcek (Forficula auricularia)


Telaffuz : kulağa'kaçan

kulağı (bir şeyde) olmak
Anlamı:

1. dikkatini bir şeye vermek


kulağı (veya kulakları) çınlasın
Anlamı:

1. konuşulan yerde bulunmayan, sevilen biri anıldığında söylenen bir söz

Örnek:

1. Kulağı çınlasın, bizim arkadaş öyle derdi.

1. Kulağı çınlasın, bizim arkadaş öyle derdi.


kulağı ağır işitmek
Anlamı:

1. kulağı iyi işitmemek


kulağı delik
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , Olup bitenleri çabuk haber alan (kimse)


kulağı deliklik
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Kulağı delik olma durumu


kulağı dikilmek
Anlamı:

1. konuşulanları dinlemek için dikkat kesilmek

Örnek:

1. Şimdi kulakları seslerimize dikilmiş bir köpek gibi yatıyordu.

1. Şimdi kulakları seslerimize dikilmiş bir köpek gibi yatıyordu.


kulağı duvar olmak
Anlamı:

1. sağır olmak

Örnek:

1. Kulakları duvar olan ihtiyarla avaz avaz ilişki kurmaya üşenmişler.

1. Kulakları duvar olan ihtiyarla avaz avaz ilişki kurmaya üşenmişler.